facebookpaylas twitterpaylas googlepaylas

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
not  İstatistik 2 Vize Ders Notları Ece 3 172 Son Yorum: Ece
not  Makro İktisat Vize Ders Notları Derya 3 95 Son Yorum: Derya
not  Ticaret Hukuku 2 Vize Ders Notları Hakan 3 105 Son Yorum: Hakan
not  Genel Muhasebe 2 Vize Ders Notları Gamze 3 128 Son Yorum: Gamze
not  İşletme Fonksiyonları Vize Ders Notları Gamze 3 130 Son Yorum: Gamze

Davranış Bilimleri Vize Ders Notları

#1
not 
Yeni Davranış Bilimleri Vize 1. 2. 3. 4. Ünite Ders Notları ve Özetleri

Okey Her disiplin içerisinde olduğu gibi psikoloji içerisinde de tarih boyunca pek çok farklı yaklaşım geliştirilmiştir. Her biri psikolojiye dair farklı bir konu üzerinde odaklanan bu yaklaşımlar, psikolojiye zengin bir bakış açısı kazandırmıştır. 

Okey Günümüzdeyse yaygın olarak psikolojinin insan zihnini ve davranışlarını bilimsel olarak inceleyen bir alan olduğu kabul edilmektedir. 

Okey Tarihsel olarak ilk psikoloji yaklaşımı Wundt ve onun takipçileri tarafından oluşturulan yapısalcılıktır. Bu yaklaşıma göre psikolojinin amacı bir yapı olarak insan zihnini incelemektir. 

Okey Zihinsel süreçler en temel parçalarına ayrılarak, söz konusu parçalar arasındaki ilişkiler açıklanmaya çalışılmıştır. 

Okey Ardından William James tarafından işlevselcilik yaklaşımı geliştirilmiştir. Bu yaklaşım zihnin yapısıyla değil, zihnin işlevleriyle ilgilenmiştir. 

Okey Algı, duyum, bellek gibi süreçlerin ne işe yaradığı üzerinde odaklanılmıştır. Gestalt yaklaşımı da işlevselciler gibi zihnin yapısal analizine karşı çıkmıştır. 

Okey Hatta zihnin tek tek parçalara bölünerek değil, aksine bir bütün olarak anlaşılması gerektiğini savunmuştur. Bütünü, kendisini oluşturan parçalardan daha üstün gören bu yaklaşım, davranışların da bir bütün olarak anlaşılması gerektiğini belirtmiştir. 

Okey Avrupa’da zihin ve süreçleri araştırılırken ABD’de John B. Watson tarafından davranışçılık yaklaşımı ortaya atılmıştır. 

Okey Bu yaklaşım zihin, bellek, algı gibi gözlenemeyen yapılar yerine, nesnel olarak ölçülebilen gözlenebilir “davranışlar” üzerinde odaklanmıştır. 

Okey Davranışları belirli bir uyarana verilen bir tepki olarak betimleyen Watson, davranışın belirleyicisi olarak çevresel uyaranı göstermiştir. 

Okey Bu ekolde yer alan B.F. Skinner ise çevresel uyaranlar yerine, bir davranışın yapılıp yapılmamasını söz konusu davranışın sonuçlarının belirlediğini öne sürmüştür. 

Okey Avrupa’da Freud tarafından geliştirilen psikodinamik yaklaşımsa davranışın altında yatan bilinçdışı içerikleri araştırmıştır. 

Okey Bu anlamda zihinden veya gözlenebilir davranışlardan uzaklaşan psikoloji anlayışı, 1960’larda ortaya çıkan bilişsel yaklaşımla birlikte tekrar biliş ve zihin konularına odaklanmıştır. 

Okey Hâlen daha geçerli olan bu yaklaşım bilişsel süreçlerin, davranışlardan çıkarsanarak gözlenebileceğini ve bilimsel olarak incelenebileceğini öne sürer. 

Okey Psikolojide özellikle klinik psikoloji alanında etkili olan hümanistik yaklaşımsa insanın bir makine gibi sadece parçalardan ve mekanik süreçlerden ibaret algılanışını eleştirmiştir. 

Okey Bu yaklaşım, insanların özgür iradeleri olduğunu ve davranışlarını sadece çevresel koşulların ya da içsel süreçlerin değil kendi tercihlerinin belirlediğini öne sürmüştür. 

Okey Son olarak davranışın oluşumunda, ne sadece içsel süreçlere ne de sadece çevresel uyaranlara anlam yükleyen bağlamsal yaklaşım, duruma vurgu yapmaktadır. Bu yaklaşıma göre zaman, mekân ve insanın karşılıklı etkileşimiyle birlikte davranış oluşmaktadır. 

Okey Ayrıca bağlamsal yaklaşıma göre davranış, farklı fiziksel ve psikolojik ortamlarda farklı görünüşleri olan dinamik bir süreçtir. Bu açıdan psikolojinin nesnel ve evrensel olma çabası, bu yaklaşımda yerini göreliliğe bırakmaktadır. 

Okey Psikolojinin başlıca alt alanları: Gelişim psikolojisi, klinik psikoloji, sosyal psikoloji, deneysel psikoloji ve psikometridir. Bu alanların kendi içlerinde ilgi alanlarına göre farklı alanlardan oluştukları da unutulmamalıdır. 

Okey Örneğin sosyal psikolojinin, endüstri ve örgüt psikolojisi, çevre psikolojisi gibi alt alanları mevcuttur. Psikolojide kullanılan araştırma yöntemleri: Doğal gözlem, vaka incelemesi, alan araştırması ve deneysel yöntemdir. 

Okey Belirli bir davranışın gerçekleştiği ortamda incelenmesi istendiğinde doğal gözlem yöntemi kullanılır. 

Okey Bu yöntemde davranışın geliştiği koşullara dair betimsel bilgiler edinilir. Fakat davranışın oluşumunu etkileyen içsel faktörlere dair açıklayıcı bilgiler elde edilemez.

Okey Vaka çalışmaları, insanların davranışları hakkında derinlemesine bilgi edinilmek istendiğinde kullanılabilir. 

Okey Herhangi bir davranışın ya da olgunun üzerinde zamanın etkisinin görülmesi açısından oldukça elverişli bir yöntemdir. 

Okey Alan araştırması ise incelenen davranışların, algı ve değerlendirmelerin, tutumların, bir toplumda ya da belli bir grupta görülme düzeyiyle ve bunların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, sosyal bağlam vb. etmenlerle nasıl bir ilişki içinde olduğu konusunda bilgilere ulaşma imkânı sağlar. 

Okey Anket ve görüşme bu çalışmalarda kullanılan yöntemlerdir. Son olarak deneysel yöntem, laboratuvar ortamında veya gerçek yaşam alanlarında kontrollü olarak yapılan araştırmalarda kullanılır. 

Okey Deneysel yöntemi diğer yöntemlerden ayıran şey, araştırmacının incelediği olguları doğal ortamında değil, araştırmacı tarafından kontrol edilmiş ortamlarda incelemesidir. 

Okey İncelenecek davranış ya da olguyu oluşturan değişkenler, araştırmanın amaçları doğrultusunda seçilir ve bir değişkenin diğer bir değişken üzerinde etkisi araştırılır.
Ara
Cevapla
#2
Okey Algı, duyu organlarıyla duyumlanan uyarıcıların anlamlandırılması sürecidir. Algısal süreç, duyumlara indirgenemeyeceği gibi salt yoruma da dayanamaz. 

Okey Algılayıcı uyarıcıyla karşılaştığında uyarıcının özellikleri ve içinde bulunduğu bağlam çerçevesinde gerçekliğe ilişkin olası en iyi hipotezi kurar. Bu hipotezi, daha önceki deneyimleriyle oluşturduğu şema adı verilen zihinsel yapılarla karşılaştırır. 

Okey Şemadaki bilgiler ve hipotez eşleştiğinde, algısal süreç tamamlanmış, yani gerçeklik anlamlandırılmış olur. Analizsentez kuramı çerçevesinde gerçekleştirilen bu hipotez test etme süreci, algının aktif bir inşa süreci olduğunu gösterir. Gestaltçı psikologların çalışmaları sayesinde nesnelerin algılanmasında algısal sistemin belirli eğilimler gösterdiği ortaya çıkmıştır. Algısal örgütlenme ilkeleri adı verilen bu eğilimler şekilzemin ilişkisi ve nesneleri belirli ölçütlere göre gruplandırmadır. Şekilzemin ilişkisi, uyarıcıların daima bir ardalan önünde algılandığını gösterir. 

Okey Neyin şekil, neyin zemin olacağı uyarıcıya değil, algılayıcıya bağlıdır. Nesneleri gruplandırma ilkeleri yakınlık, benzerlik, tamamlama, süreklilik ve ortak kader ilkesidir. 

Okey Birbirine yakın ve çeşitli açılardan benzer olan uyarıcılar bir birim olarak algılanma eğilimindedir. Diğer yandan eksik gibi görünen şekiller, algısal sistemde tamamlanarak algılanırlar. 

Okey Süreklilik, uyarıcıları belli bir örüntü ya da yön doğrultusunda gruplandırma eğilimidir. Aynı hız ve yönde hareket eden nesneleri bir grup (bütün) olarak görme eğilimi ise ortak kader ilkesi olarak adlandırılır. 

Okey Hareket algısı çalışmaları hem gerçek hareket hem de görünürde hareket algısına odaklanmıştır. Gerçek hareketi algılamak, karmaşık bir süreçtir. 

Okey Hem sabit olan hem de hareket hâlinde olan uyarıcılar retinada hareketli imgeler yarattığı için algılayıcı gerçek dünyada neyin hareket ettiğine neyin sabit durduğuna karar vermek zorundadır. Bu ise çevredeki birtakım nesneleri sabit tutarak bir referans çerçevesi oluşturmakla mümkündür. 

Okey Diğer yandan görünürde hareket algısı üç türlüdür: Otokinetik etki, stroboskopik hareket ve fi fenomeni. 

Okey Otokinetik etki, tamamen karanlık bir odada sabit duran ışığın hareket ediyormuş gibi algılanmasıdır. Sinemanın temelini oluşturan stroboskopik hareket ise fotoğraf karelerinin belli bir hızda gösterimi ile elde edilen görünürde hareket olgusudur. 

Okey Son olarak stroboskopik hareketin basit bir versiyonu olan fi fenomeni, belli bir örüntüde yerleştirilmiş sabit ışık kaynaklarının art arda yakılıp söndürülmesiyle elde edilen bir görünürde hareket türüdür. 

Okey Günlük yaşamdaki pek çok faaliyet algılayıcının uzaklık ve derinlik konusundaki yargılarına bağlıdır. Uzaklık ve derinlik algısı tek göze bağlı ve çift göze bağlı ipuçlarıyla gerçekleşir. 

Okey İki boyutlu yüzeyde üçüncü boyut algısını deneyimlemek üzere pek çok tek göze bağlı ipucu kullanılır. 

Okey Bunlar doğrusal perspektif, görsel alanda yükseklik, göreli büyüklük, örtüşme ve dokum gradyanıdır. Diğer yandan üç boyutlu dünyada derinliği ve uzaklığı algılamak iki gözün işbirliği ile gerçekleşir. 

Okey Stereoskopik görme denilen bu olguyu, insanlar ve sadece iki gözü başının önünde olan hayvanlar gerçekleştirebilir. 

Okey İki gözün işbirliği iki ipucu üretir: Retinal ayrıklık ve kavuşma derecesi. İnsanlarda iki göz arasında 6 cm.lik bir mesafe vardır. Retinal ayrıklık denilen bu mesafe sayesinde nesneye ait birbirine çok benzer iki imge görülür. 

Okey Sağ göz nesnenin sağ tarafına, sol göz nesnenin sol tarafına ait imgeyi beyne gönderir ve beyin bu iki imgeyi örtüştürerek, algılayıcının uzaklık tahmini yapmasını sağlar. 

Okey Ayrıca, görme çizgisinin uyarıcının bulunduğu mesafeye göre kavuşma derecesi, göz bebeklerinin hareketini üretir ve bu kas hareketi beyinde uyarıcının uzaklığına dair yargı üretmede kullanılır. Dünyanın algılayıcı için tanıdık bir yer olması algısal değişmezlik sayesinde mümkün olur. 

Okey Aynı uyarıcı ile her defasında farklı bir duyusal deneyim yaşandığı hâlde, algılayıcı o uyarıcıyı aynı uyarıcı olarak algılamaya devam eder. 

Okey Algısal değişmezlik denilen bu olgu uyarıcıların şekil, büyüklük ve renkleri için geçerlidir. Farklı bakış açısı, mesafe ve ışık koşullarında uyarıcının şekli, büyüklüğü ve rengi de farklılaşır. 

Okey Duyumsal deneyime yansıyan bu farklılıklara rağmen algılayıcı, uyarıcıyı aynı şekil, büyüklük ve renkte algılamaya devam eder. Algısal değişmezlik, nesnel dünyadan değil, algılayıcıdan kaynaklanan bir olgudur. 

Okey Algının öznel doğası olması, psikososyal faktörlerin algıyı biçimlendirmesi anlamına gelir. 

Okey Söz konusu psikososyal faktörler kültür, bağlam ve kişisel özellikleri içerir. İçine doğulan kültürel çevre algıda belirli eğilimlerin oluşmasına yol açar. 

Okey Dolayısıyla kültürler arası farktan söz edildiği her durumda algısal eğilimlerdeki farklılıklardan da söz edilebilir. 

Okey Örneğin, MüllerLyer adı verilen algı yanılsamasının bazı kültürlerde görülmeyişi, bu olgunun belirli kültürlere özgü olduğunu gösterir. 

Okey Kültür gibi uyarıcıların içinde algılandıkları bağlam da görelidir ve bu yüzden uyarıcılar bağlama uygun şekilde anlamlandırılırlar. 

Okey Son olarak güdüler, beklentiler, ilgiler ve tutumlar gibi kişisel özellikler de algıyı güçlü biçimde etkiler. Bu kişisel özellikler algıyı seçici biçimde düzenleyerek işlev görürler. 

Okey Dikkat adı verilen bu olgu, algılayıcının sosyal ve fiziksel dünyadaki uyarıcı çokluğundan etkilenmeden işlevsel olabilmesini sağlar.
Ara
Cevapla
#3
Okey Psikologlar 20. yüzyılın başından beri insan davranışlarının nedenini anlamak için güdülenme kavramını anlamaya ve açıklamaya çalıştılar. Güdülenme, davranışı bir amaca yöneltmekle kalmaz, amaca yönelen davranışın yoğunluğu ve ısrarını da belirler. 

Okey Güdü ve davranış arasındaki ilişkiyi tanımlamak oldukça zordur. Çünkü güdüler çok çeşitlidir; aynı güdü çok farklı davranışlara yol açabildiği gibi, aynı davranış çok farklı güdüler tarafından harekete geçirilebilir. Psikologlar, insan davranışlarını anlamak için güdünün psikolojik önemi konusunda hemfikirdiler. 

Okey Ancak güdülenme sürecinin nasıl işlediği konusunda görüş ayrılıkları vardır. Psikolojide tarihsel olarak ilk güdülenme yaklaşımı içgüdüye dayanan yaklaşımlardır. 

Okey İçgüdü yaklaşımları, genel olarak insan davranışlarının hayvan davranışları gibi kalıtımsal ve doğuştan gelen içgüdüler tarafından yönlendirildiğini ve bu içgüdülerin evrim sürecinde insanın hayatta kalmasına hizmet ettiğini ileri sürmüşlerdir. Ancak psikologlar insandaki içgüdünün, davranışı hayvanlardaki kadar katı ve otomatik olarak yönlendirdiğini kabul etmezler. 

Okey 1920’lerde ABD’de davranışçılık güçlenince, içgüdü yaklaşımına karşı eleştiriler artmış ve bu kavram terk edilmiştir. Avrupa’da Freud, içgüdüye dayanan yaklaşımını sürdürse de ABD’de güdülenmeyi açıklamak için dürtü yaklaşımı ortaya çıkmıştır. 

Okey Hull’ın dürtü azalması kuramı, güdülenmenin organizmada gerilim yarattığı ve bu gerilimi azaltmak için de organizmanın dürtü azaltıcı davranışlara yöneldiği fikrine dayanır. Bu kuram hem birincil (biyolojik) hem de ikincil (sosyal) güdüleri kapsar. 

Okey 1950’lerden itibaren bu kuram eleştirilmiş, özellikle bazı davranışların dürtüyü azaltıcı değil, dürtüyü arttırıcı işlev gördüğü iddia edilmiştir. 

Okey İşte optimal uyarılma kuramı da dürtü azaltıcı ve dürtü arttırıcı davranışları birlikte ele almaya olanak sağlamıştır. Bu kurama göre önemli olan verili bir durumda organizmanın optimal uyarılma düzeyini korumasıdır. 

Okey Son olarak, Maslow diğer kuramların insana özgü ihtiyaçları dışarıda bıraktığını ileri sürerek, hem biyolojik hem sosyal ihtiyaçları kapsayan bir güdü kuramı geliştirmiştir. Maslow, ihtiyaçları en temel biyolojik olanlardan başlayıp giderek sosyalleşen ve en tepede kendini gerçekleştirmenin yer aldığı hiyerarşik bir yapıda sıralamıştır. 

Okey Bu kuram, en çok da hiyerarşik yapısından dolayı çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır. 

Okey Psikologlar güdü gibi duyguların da davranışı yönlendirdiğini ve bazen de güdülere eşlik ettiklerini düşünürler. Duygu, üç bileşenden oluşan psikolojik bir olgu olarak görülür: Biyolojik, bilişsel ve davranışsal bileşen. 

Okey Biyolojik bileşen, duyguları ortaya çıkaran ya da onlara eşlik eden bedendeki fizyolojik değişimlerdir; kalp atım hızının artması, solunumun sıklaşması, beden ısısında farklılaşma, terleme ya da titreme vb. Bilişsel bileşen, duygunun etiketlenmesi için gerekli olan bilişsel değerlendirmeyi içerir. 

Okey Davranışsal bileşen ise duygunun dışa vurumunu kapsar. Duyguların dışa vurumları hakkında en fazla çalışılan konu yüz ifadeleridir. 

Okey Yapılan çalışmalar birincil duyguların yansıdığı yüz ifadelerinin evrensel olduğunu göstermiştir. Duyguları sınıflandıran Pluthick, renk çemberinden etkilenerek duygu çemberi modelini geliştirmiştir. 

Okey Duyguları birincil duygular (öfke, iğrenme, üzüntü, şaşırma, korku, güven, neşe ve beklenti) ve ikincil duygular olarak ikiye ayıran araştırmacı, duygu çemberinde duyguları benzerlik ve karşıtlıklarına göre dizmiş, duyguların şiddetli ve hafif biçimlerini ayırt etmiş ve ayrıca birincil duyguların kombinasyonundan hangi ikincil duyguların ortaya çıktığını göstermiştir.

Okey Duyguların nasıl ortaya çıktığını açıklayan kuramlaştırmalar 1800’lere kadar geri gider. 

Okey Adını James ve Lange’in eş zamanlı ve birbirinden habersiz olarak aynı tezleri ileri sürmesinden alan JamesLange kuramı, sağduyunun tersine fizyolojik değişikliklerin duyguya yol açtığını ileri sürer. Yani kurama göre insanlar, korktukları için kaçmazlar; kaçtıkları için korkarlar. 

Okey Her duyguya özgü fizyolojik tepki örüntüsü olmadığı gerekçesiyle JamesLange kuramını eleştiren Cannon, Bard ile birlikte CannonBard kuramı olarak bilinen yaklaşımı geliştirmiştir. 

Okey Bu kuram fizyolojik değişikliklerin ve duygusal öznel yaşantının aynı zamanda ortaya çıktığını iddia eder. 1960’lardan sonra psikolojide bilişselcilik güçlenince, bu yaklaşımdan etkilenen duygu kuramları geliştirildi. 

Okey Schachter ve Singer tarafından geliştirilen iki faktörlü duygu kuramı JamesLange kuramı gibi fizyolojik değişikliklerin duygulara yol açtığını ama bu değişikliklerin birey tarafından bilişsel olarak yorumlanmasının duyguyu ürettiğini ileri sürer. 

Okey 1980’lerden sonra Lazarus tarafından geliştirilen bilişsel değerlendirme kuramı, kişinin verili bir durumda ne ya da nasıl hissedeceğini anlamak için çevredeki ipuçalarını değerlendirdiğini iddia eder. 

Okey Bu süreç birincil değerlendirme, ikincil değerlendirme ve yeniden değerlendirmeyi kapsar.
Ara
Cevapla
#4
Okey Psikolojide bugünkü anlamıyla biliş çalışmaları 1960’tan sonra başlamıştır. Aslında bugün biliş olarak adlandırılan zihinsel süreçler psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkışında da çalışılmıştır.

Okey Bireyin kendi zihnine yönelerek zihnin yapısını araştıran ilk içe bakışçı çalışmalar disiplinde kısa süre içinde terk edilmiştir. Disiplinde davranışçılığın baskın bakış açısı hâline gelmesi sonucu zihinsel süreç ya da faaliyetlere 1960’lara kadar tekrar yönelinmemiştir. 

Okey Ancak 1960’tan sonra gözlenebilir olgulara ve deneysel çalışmalara dayanarak bilişsel süreç ve faaliyetler tekrar psikolojinin odağı hâline gelmiştir. 

Okey Diğer yandan psikolojide bireysel farklılıkları ölçüm geleneği içinde bilişle ilişkili olan zekâ konusundaki çalışmalar 19. yüzyılın sonlarına kadar geriye gider. Ancak bu çalışma alanı, bugünkü bilişsel psikoloji alanından amacı dolayısıyla önemli ölçüde farklılaşır. 

Okey İnsanlar bilişsel ekonomi yaparak nesneleri, canlıları, olayları kısaca dünya üstündeki her şeyi belirli özelliklere göre sınıflandırarak dünyayı basitleştirirler. Sınıflandırılan varlıklar, olaylar, ilişkiler, nitelikler kavramlar olarak adlandırılan soyut kategorilerle tanımlanır. 

Okey Kavramlar kendisine bağlı üyelerin ortak özellikleri aracılığıyla, dünyanın zihinde basitleştirilmiş bir biçimde temsil edilmesine olanak verirler. 

Okey Kavramlar zihinde bağımsız değil, birbirleriyle hiyerarşik bir ilişki hâlinde temsil edilir. Hiyerarşinin en üstünde en genel kategorileri ifade eden kavramlar, hiyerarşi basamaklarında indikçe özelleşirler. 

Okey Kavramlar dünyayı basitleştirmekle kalmaz, yeni yaşantıların anlamlandırılmasına, iletişimin sağlanmasına olanak verirler ve eylemlere aracılık ederler. 

Okey Kavramların oluşumunda üç model önerilmektedir. Özellikler modeli bir kavramın, onu oluşturan üyelerinin özelliklerinin bir toplamı olarak görür. Prototip modeli, kavramların bir kategoriye ait olan en iyi örneğin baz alınmasıyla oluşturulmasına dayanır. 

Okey İyi örnek modeli, kavramların prototip gibi soyut yapılarla değil, kategori örneklerinin somut olarak görülmesiyle oluştuğu fikrine dayanır. Problem çözümünün çeşitli aşamalarında farklı zihinsel süreçler işbaşındadır. 

Okey Problem çözümünde her şeyden önce yapılması gereken şey, problemin etkili bir şekilde zihinsel temsilini oluşturmak, yani problemi anlamaktır. 

Okey Buradaki en kritik nokta problemin farklı zihinsel temsillerini oluşturabilmek, diğer bir deyişle farklı bakış açıları geliştirmektir. Problem çözümünde diğer önemli bir nokta çözüm stratejileri geliştirmektir. En sık kullanılan iki problem stratejisi algoritmalar ve kestirmelerdir. 

Okey Algoritmalar, problemin çözümüne sistematik ve kesin adımlarla ulaşılmasını sağlayan stratejilerdir. Örneğin matematik formülleri doğru uygulandıkları takdirde doğru çözümü garanti ederler. 

Okey Kestirmeler, algoritmaların tersine deneyimden çıkarsanan kısa yollardır. Her zaman doğru çözümü garanti etmezler, ama işe yaradıkları zaman gerçekten etkili olan stratejilerdir. 

Okey Alt amaç analizi ve amaç ve araçlar analizi en sık kullanılan kestirmelerden ikisidir. Ayrıca problem çözümünü olumlu ya da olumsuz etkileyen faktörler mevcuttur. 

Okey Uzmanlık ya da ustalık problem çözümünü kolaylaştıran bir faktördür. Zihinsel kurulum ise genelde problem çözümünü zorlaştırır. 

Okey Zihinsel kurulum eski problem çözme deneyimlerinin yeni probleme taşınmasıdır. Ama bu bazen yeni problemi farklı açıdan görmeyi zorlaştırır. 

Okey Son olarak işleve takılma da benzer şekilde nesneleri hep tanıdık işlevleriyle görmeyi dayatan bir eğilim olduğu için problem çözümünü zorlaştırır. Dil, üst düzeyde zihinsel süreçleri içerir. Dil, basit bir iletişim aracından daha fazla bir şeydir. 

Okey Sembollere dayalı olması, çok esnek olması, çok karmaşık olduğu hâlde her insanın kolayca öğrenmesi dili, evrim basamağının daha altındaki canlıların iletişim sistemlerinden farklılaştırır. Dil ile biliş arasındaki ilişkinin niteliği öteden beri psikologlar arasında önemli bir tartışma konusu olmuştur. 

Okey Bu konuda en ünlü yaklaşım Whorf’un dilsel görececilik hipotezidir. Bu yaklaşıma göre dil, insanın dünyayı nasıl algıladığını belirler. 

Okey Diğer bir deyişle kültür ve deneyim ile gelişen dil, dünyayı nasıl gördüğümüzü belirlediğinden, farklı kültür ve deneyimler farklı dünya algılarına yol açar. Ancak, günümüzde bilişsel psikologlar, dilleri farklı olan insanların dünyayı algılamalarının aynı olduğuna dair kanıtlara dayanarak bu yaklaşımı reddederler. 

Okey Zekâ tanımlanması zor bir kavramdır. Zekâya farklı yaklaşan çeşitli kuramlar mevcuttur. 

Okey 1960’lara kadar birçok kuramcı, faktör analizi tekniğine dayanarak, zekânın kaç faktörden oluştuğunu yanıtlamaya çalıştılar. 

Okey Spearman, her bireyin g faktörü adını verdiği genel bir zekâya sahip olduğunu düşünür. Thurstone, g faktörüne itiraz ederek, zekânın yedi tane birincil yetenekten oluştuğunu iddia eder. 

Okey Cattell ise Spearman ve Thurstone gibi faktör analizi kanıtlarına dayanarak akıcı ve kristalleşmiş zekâ olmak üzere iki tür zekâ olduğunu ileri sürer. 

Okey 1960’lardan sonra bilişsel yaklaşımın bilgi işleme modelinden etkilenerek geliştirilen modern zekâ kuramları zekâdan değil, birbirinden bağımsız pek çok ayrı zekâdan söz ederler. 

Okey Gardner’in geliştirdiği çoklu zekâ kuramına göre, birbirinden ayrı yedi tür zekâ vardır. Sternberg’in üçlü zekâ kuramına göre ise akademik, yaratıcı ve pratik olmak üzere üç zekâ vardır. 

Okey Zekânın tanımı konusundaki bu tartışmaların yanı sıra, zekânın kökeni de önemli bir tartışma konusudur. Genel olarak, çevre ve kalıtımın çeşitli şekillerde etkileşerek zekâyı etkilediği kabul edilir. 

Okey Ayrı yetişmiş özdeş ikizlerle yapılan çalışmalar, özdeş ikizlerin zekâlarının özdeş olmayan ikizlerinkinden daha benzer olmasının genetik faktörlerle açıklanabileceğini göstermiştir. 

Okey Zekâ üzerindeki çevresel etkiler döllenmeden itibaren başlar. Hem doğum öncesi hem de doğum sonrası dönemde olumlu ve olumsuz çevresel etkilerden sözedilebilir. 

Okey Son olarak, zekâ konusundaki önemli bir çalışma alanı zekâ ölçümüdür. Binet ve Simon tarafından Fransa’da geliştirilen ilk zekâ ölçeği akıl yürütme ve problem çözme becerilerini kapsamaktadır. 

Okey Bu ölçek Terman tarafından uyarlanarak StanfordBinet ölçeği adını almış ve birkaç kez gözden geçirilmiştir. 

Okey Weschler, bu ölçeğin sözel ağırlıklı olmasının problemli olduğunu düşünerek sözel beceriler ve performanstan oluşan bir ölçek hazırlamış, daha sonra bu ölçeğin çocuklar için olan versiyonunu da geliştirmiştir. 

Okey Tüm bu bireysel zekâ ölçeklerinden başka grup zekâ ölçekleri de geliştirilmiştir. Bireysel ve grup zekâ ölçeklerinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır.
Ara
Cevapla


[-]
Tags
davranış vize ders notları bilimleri


Hızlı Menü: