Okul Öncesi Öğretmenleri Sitesi TIKLA

facebookpaylas twitterpaylas googlepaylas

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
not  İstatistik 2 Vize Ders Notları Ece 3 178 Son Yorum: Ece
not  Makro İktisat Vize Ders Notları Derya 3 102 Son Yorum: Derya
not  Ticaret Hukuku 2 Vize Ders Notları Hakan 3 106 Son Yorum: Hakan
not  Davranış Bilimleri Vize Ders Notları Gamze 3 107 Son Yorum: Gamze
not  Genel Muhasebe 2 Vize Ders Notları Gamze 3 126 Son Yorum: Gamze

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 2 Vize Ders Notları

#1
not 
Yeni Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 2 Vize 1. 2. 3. 4 Ünite Ders Notları ve Özetleri

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Osmanlı döneminden devraldığı eğitim ve ekonomi alanındaki mirasın ne olduğunu anlayarak ilk on beş yılda gelinen seviyeyi kıyaslayabilecek
Okey Türk milleti 19111922 arası dönemde hayatta kalabilmek için varını yoğunu ortaya koymuştur. Trablusgarp, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nda cepheden cepheye koşarak bitirme noktasına getirdiği can ve mal kaynakları bağımsızlığı korumak için girişilen İstiklal Harbi sürecinde son noktasına kadar kullanılmıştır. 

Okey 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında başlayan dış borçlanmadan 1875 yılında ilan edilen mali iflasın etkileri devam etmekteydi. 

Okey Devlet, her sahada kemer sıkmakta iken girilen savaşlar zaten bozuk olan ekonomik dengeleri alt üst etmişti. Elbette ki son yüzyılda gerçekleştirilen ve millî üretimin tamamen önünü tıkayan anlaşmalar bu neticenin önemli sebepleri arasındadır. 

Okey İhracatı tarım ürünleri ve hammaddeye dayanan bir ekonomi söz konusudur. Dışarıya ham madde satıp onları mamul madde hâlinde ithal etmek dış ticaretin değişmez özelliği ve zaafı haline gelmiştir. 

Okey 1923 yılında yapılan 497.000 ton ithalatın değeri 87.000.000.$=145.000.000 lira iken yine 1923 yılında gerçekleştirilen 368.000 ton ihracatın değeri 51.000.000$=85.000.000 lira olmuştur. Bir diğer ifade ile devletin ihracatı ithalatını karşılamak bakımından yetersiz durumdaydı. İhracatın ithalatı karşılama oranı %58.5 olmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında dolar kuru 1$=T1.67. olarak gerçekleşmiştir. 

Okey Ülkede kişi başına düşen millî gelir ise 75.7 lira  (45.3 $) dır. İktisadi hayatın durumu için gayrisafi millî hasılanın içerisindeki sektör paylarına bakmak Cumhuriyet’in nasıl bir miras devraldığına ışık tutacaktır. 

Okey 1923 yılı itibarıyla 952.600.000 olan gayri safi millî hâsılanın 377.300.000 lirası tarım sektöründen, 125.700.000 lirası sanayi sektöründen ve 449.600.000 lirası da hizmetler sektöründen elde edilmektedir. Bir diğer deyişle tamamen bir tarım ülkesi söz konusudur. Osmanlı toplumu büyük oranda bir tarım toplumu idi. 

Okey 1927 tarihli tarım sayımına göre ülkede mevcut nüfusun %67.7’si çiftçilik yapmaktaydı. Bu nüfusun aile başına işlediği toprak miktarı ortalama 25 dönüm civarındadır. Coğrafi yapının müsait, arazinin verimli olduğu Akdeniz Bölgesinde bu miktar 40, Trakya da 60 dönüme kadar yükselmekteydi.

Okey Artvin, Van, Bitlis, Ordu gibi engebeli coğrafyaya sahip illerde ise 810 dönüm aralığına düşmekteydi. 1927 yılı itibarıyla tarım yapılan alan ise 43.637.727 dönümle sınırlı olup ülke yüz ölçümünün % 4.86’sına karşılık gelmektedir. Ekilen toprakların %89.5’inde tahıl, %3.9’unda baklagil, %6.6’sında sınaî bitkiler yetiştirilmektedir. 

Okey Ana hatlarıyla ulaşım sektörlerine bakıldığında Osmanlı Devleti’nden neredeyse tamamı yabancı işletmelere ait demiryollarının 1923 yılı itibarıyla hat uzunluğu 3756 km, Tren kilometresi 1.427.000 km idi. Karayolları yok denecek durumda iken deniz taşımacılığı da tamamen azınlık ve yabancı kontrolünde yapılmaktaydı. 

Okey Sağlık hizmetleri ve çalışanları son derece yetersiz kalmaktaydı. Ülke savaş yıllarında yaygın tifo, dizanteri gibi hastalıkların pençesindeydi. TBMM’nin çıkardığı ilk yasalar arasında halkın sağlığını ilgilendirenlerin çoğunlukta olması ihtiyacın büyüklüğünü göstermektedir. Eğitimde ise okur yazar oranı %6 civarında olup kız çocuklarının ise bu oran içinde çok cüzi bir yer tuttuğu dikkat çekmektedir. 

Okey Sağlık müesseseleri gibi eğitim müesseselerinin çoğunluğu İstanbul başta olmak üzere bir kaç şehirde bulunmaktaydı. İşte bu manzara Cumhuriyeti kuran ve yöneten kadroyu öncelikle ekonomik, sosyal ve kültürel sahaya önem vermeye yöneltmiştir. 

Cumhuriyet hükûmetlerinin savaşın bitiminde almak zorunda kaldığı askerî, idari ve sosyal tedbirlerin gerekçelerini değerlendirebilecek
Okey Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi’nde yaşanan büyük sıkıntılar, maddi, manevi yapılan bunca fedakârlıktan sonra devletin ve milletin idaresinde gerek şekil gerekse zihniyet açısından önemli değişikliklerin yapılması gerekecekti. 

Okey Türk milletinin bu aşamada ödemek zorunda kaldığı bedelin neticesini hakkıyla alması için idari, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda gereken yapılmalıydı. Bu, yeni idare tarzı içinde yepyeni bir Ünite  Yeniden Yapılanma Dönemi hâkimiyet anlayışı ile Türk milletini çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştıracak bir sistem olmalıydı. 

Okey Söz konusu hedefi gerçekleştirebilmenin ilk şartı ise köhnemiş siyasi ve idari yapıyla birlikte söz konusu yapının dayandığı anlayışı değiştirmekti. Bu düşünceden hareketle devletin bürokratik yapısını oluştururken Millî Mücadelenin aleyhine tavır almamış; görev yerleri düşman işgaline uğrayan bürokratların da düşmanla iş birliği yapmamış olanları ile yola devam edilmiştir. 

Okey Zihniyet bakımından yeni yapıya kolay uyum sağlayacak, benimseyecek kadrolar ile yola devam edilmesi anlaşılır bir yaklaşımdı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti işgalden kurtarılan yerlerdeki devlet teşkilatını yeniden ve millî hâkimiyet prensibine sadık insanlardan oluşturma çabasında aşırıya kaçmamıştır. 

Okey Hükûmet, yetişmiş insan konusunda herhangi bir şekilde israfın söz konusu edilemeyeceği günlerde bulunulduğunun bilincindedir. Birinci Dünya Savaşı sırasındaki uygulamaları dolayısıyla yargılanan ve işgal güçlerinin baskıları dolayısıyla hüküm giyen idarecilere (Boğazlıyan kaymakamı Kemal Bey örneğinde olduğu gibi) itibarları iade edilerek bürokratlarına sahip çıkan bir anlayış sergilenmiştir. Artık yeni bir devlet süreci başladığı için eski yapının isim ve unvanları değiştirilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin millet adına en büyük güç olduğu gösterilmiştir. 

Okey Askerî alanda da yaşanan ekonomik sıkıntıları biran evvel hafifletmek adına daha barış anlaşması imzalanmamasına karşın önemli miktarda asker terhis edilmiştir. 

Okey Türkiye Cumhuriyeti daha barış imzalanmadığı için asker terhis etme ve barış düzenine girmesi dolayısıyla eleştirilmesine karşın önceliğinin kendi acil ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu ortaya koymak zorunda kalmıştır. Yunan işgal kuvvetlerinin çekildikleri her yeri yakıp yıkması ve savaş ortamı dolayısıyla yiyecek sıkıntısının baş gösterdiği bir ortamda bu kararın alınması anlaşılır bir şeydir. 

Okey Savaşın bitiminde alınan ilk kararların halkın acil ihtiyaçlarını karşılamak hedefli olması yeni anlayışın önceliğinde halkın yer aldığını göstermek adına simgesel öneme sahiptir. Üretimi artırabilmek için ekim ve hasat zamanlarında mahkûmlar ve askerlerden istifade edilmek istenmesi de aynı amaca yöneliktir. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin eski düzene geri dönmemek için yaptığı idari düzenlemelerden saltanatın kaldırılmasının sebeplerini irdeleyebilecek
Okey Saltanatın kaldırılması Türk idare tarihinde olduğu kadar siyasi düşünce tarihinde de önemli bir dönüm noktasıdır. Millî Mücadele sırasında Kuvayı Millîye ve TBMM hükûmetlerine karşı tavırlarıyla çalışmaları sekteye uğratan İstanbul yönetimi barış sürecine katılmak istemiştir. 

Okey Bu tavır artık eski rejime ve anlayışına yer olmadığını göstermek zamanın geldiğini göstermiştir. Sadrazam Tevfik Paşa’nın harp sahasında kazanılan son başarılardan sonra İstanbul ile Ankara arasındaki anlaşmazlık ve ayrılığın giderildiğini belirtmesi dikkat çekicidir. 

Okey Sadrazam Tevfik Paşa’nın barış konferansına her iki taraf da çağrılacağından, milletin iyiliğine yönelik konuları önceden görüşüp anlaşmak üzere güvendiği bir şahsı İstanbul’a göndermesi çağrısında bulunması bundan sonraki sürecin tabii hakiminin İstanbul ve hükûmeti olduğu anlayışını göstermiştir. 

Okey Mustafa Kemal Paşa ise cevabında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’nin kurulduğundan beri Türkiye aleyhinde her teşebbüsü dikkatle izleyerek tedbir aldığının, Teşkilatı Esasiye Kanunu ile şekil ve mahiyeti net olarak ortaya konan yeni devletin ordularının elde ettiği zafer üzerine gündeme gelen konferansta da “Türkiye Devleti’nin yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti tarafından temsil olunacağının, hukuki ve meşru olmayan heyetlerin devletin siyasetine karışmaları hâlinde mesul olacaklarını” da bildirmiştir. 

Okey İstanbul yönetiminin bu beklentisinin Mecliste hilafet ve saltanat konusunda son derece muhafazakâr tavır sergileyen ikinci gurup üyelerini dahi rahatsız ettiği görülmüştür. 

Okey Hüseyin Avni Bey kendi dâhil milletin maruz kaldığı haksızlık ve felaketlerden dolayı uyandığını, gözünü açtığını artık kendisine Büyük Millet Meclisi dahi hıyanet etse milletin bunu kabullenmeyeceğini vurgulamaktaydı. 

Okey Tevfik Paşa’nın İstanbul yönetiminin elde edilen başarıda kendi ölçüsünde yardımı olduğu iddiasına karşın, “Türk Milleti mukaddes davası için, değil İstanbul’dan cihandan bile fedakârlığın binde birini ancak görebilmiştir” diyen Hüseyin Avni Bey, İstanbul yönetimini “hiç olmazsa üzerimize kuvvet gönderip kuvvetimizi azaltmaya çalışmasaydılar” sözleriyle suçlamaktaydı. 

Okey İstanbul Hükûmeti’nin hali felik makamına papalık patriklik gibi ruhaniyet atfettiklerine dikkat çeken Hüseyin Avni, Meclisin her şeyi bünyesinde topladığı gibi o emaneti de muhafaza ettiğini dile getirmektedir. Milletvekilleri arasında Meclisin her şeye hakim olduğu, hilafet ve saltanatın da millet adına sahibi olduğu kanaati ortak kanaat hâline gelmiştir. 

Okey İstanbul Hükûmeti’nin fetvalar ve benzeri yazışmalar ile düşmanın yurttan atılmasını geciktirdiğine inanan milletvekilleri elde edilen neticeye milletçe ve meclis tarafından sahip çıkılması gerektiğini dile getiriyorlardı. Meclisteki fikrî ortam saltanatın kaldırılması için uygundu. 

Okey Diğer taraftan daha 24 Nisan 1920’de Meclis Misakı Millî dâhilindeki milleti ve vatanı kurtarmayı ve saltanat makamına lazım gelen hukuku zamanı geldiğinde milletvekillerinin belirleyeceği esaslar dairesinde Meclisin vereceği karar altına alınmıştı. 

Okey Fiili durumda da 23 Nisan 1920 ile yeni Türkiye Devleti’nin millî halk esasları üzerine kurulduğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun millî hudutlar dahilinde tek varisi olduğu, Teşkilatı Esasiye Kanunu ile hâkimiyet hakkı millete verildiğinden İstanbul’daki padişahlığın yok olup tarihe intikal ettiği görülmekte ve yaşanmaktaydı. Bu durum verilen bir kanun teklifi ile resmileştirilmiştir. 

Türkiye’nin modernleşmesi sürecine katkıda bulunan 3 Mart 1924 tarihli kanunların çıkarılma gerekçelerini, tartışma süreçlerinde ortaya konan görüşleri anlayacak bilgi ve beceriye sahip olacaksınız
Okey 3 Mart 1924 tarihli kanunlar yeni kurulan devletin eskisinden çok farklı temellere oturtulmasını sağlayan değişiklikler gerçekleştirmiştir. Bu kanunlar ile şeriye ve Evkaf ile Erkanı Harbiyei Umumiye Vekâletleri kaldırılmıştır. 

Okey Ülkedeki bütün okulların idaresi Maarif Vekâletine bağlanmıştır. Halifelik kaldırılmış, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı kurulmuştur. 

Okey Balkan Savaşlarında askerlerin siyasetle uğraşmalarının maliyeti ülke için ağır olmuştur. Kanun gerekçelerinde de din ve ordunun siyaset cereyanları ile ilgilenmesinin birçok mahzurları olduğuna işaret edilmekteydi. 

Okey 429 sayılı Kanun’la, halka yönelik uygulamalara dair hükümlerin yerine getirilmesi TBMM ve hükûmete ait olup İslam dininin inanç ve ibadete dair bütün hükümlerini ve meselelerinin halledilmesiyle dinî müesseselerin idaresi için Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. 

Okey Başbakanlığa bağlı olacak başkanlığın reisinin cumhurbaşkanı tarafından atanması kabul edilmekteydi. 

Okey Ülke dâhilindeki bütün dini müesseselerin idaresine, görevlilerinin azil ve tayinlerine din işleri reisi yetkili olacaktı. Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılması, vakıfların ise milletin menfaatine uygun şekilde halledilmek üzere şimdilik genel müdürlük yapılarak Başbakanlığa bağlanması kabul edilmekteydi. 

Okey Kanun Erkanı Harbiyei Umumiye Vekâletinin kaldırılarak, savaş ve barışta ordunun emir ve komutasını cumhurbaşkanına Vekâleten yürütecek bir başkanlığın kurulmasını, reisin vazifesinde müstakil olmasını da karara bağlamaktaydı. 

Okey 430 numaralı Tevhidi Tedrisat Kanununun gerekçesi milletin fikrî ve hissî birliğini temin etmektir. Bunun için Türkiye dâhilindeki bütün okulların Maarif Vekaletine bağlanması karara bağlanıyordu. 

Okey Bakanlık yüksek diyanet uzmanların yetiştirmek için üniversitede bir İlahiyat Fakültesi tesis etmenin yanı sıra imam ve hatipler gibi dinî hizmetleri görecek memurların yetişmesi için ayrı okullar açacaktı. 

Okey Hilafetin kaldırılmasını teklif eden 431 numaralı Kanun’un gerekçesinde ise hilafetin mevcudiyetinin iç ve dış siyasette iki başlılık yarattığı, istiklal ve millî hayatta ortak kabul etmeyen Türkiye’nin şeklen veya dolaylı yoldan bile olsa ikiliğe tahammülünün olmadığına dikkat çekilmiştir. 

Okey Hanedanın hilafet örtüsü altında Türkiye için daha tehlikeli olacağından endişe edilmekteydi. 

Okey Kanun maddeleri ise beklentilerin ikisini birden karşılar nitelikteydi. Halife hal’ ediliyor, hilafet, hükûmet ve Cumhuriyet kavramında zaten var olduğundan makamı ilga ediliyordu. 

Okey Saltanattan sonra hilafetin de kaldırılması geleneksel toplum yapısına sahip Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırma mücadelesinin önünü açmıştır. 

Okey Birbiri ardınca gerçekleştirilecek inkılaplara, toplumsal muhalefeti harekete geçirerek engel olmaya çalışacakların kullanabilecekleri en önemli koz ortadan kaldırılmış oluyordu. Bütün bu adımlarla birlikte Millî, laik, demokratik ve çağdaş devleti kurmanın hukukî zemini tamamlanmıştır. 

Okey Böylelikle Türk milletinin 23 Nisan 1920 tarihinde başladığı Millî Hâkimiyet Mücadelesi tam anlamı ile kanunlaşmış, esasları belirlenmiştir
Ara
Cevapla
#2
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında din, eğitim, iktisat alanındaki temel yaklaşımların neler olduğunu açıklayabilecek 
Okey 1-23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması ve kabul ettiği Teşkilatı Esasiye kanunu ile Türk milletinin siyasi ve idari tarihinde son derece önemli bir değişim söz konusu olmuştu. Hakimiyetin kayıtsız ve şartsız olarak Türk milletine ait olduğu ilkesi devlet ve hakimiyet anlayışında büyük bir değişime işaret etmekteydi. 3 Mart 1924 kararları ile de yeni devletin dinî, idari, askerî ve eğitim hayatında önemli düzenlemeler yapılmıştı. 

Okey Bu değişimi kalıcı kılmak için topluma aktarmak ve benimsemesini sağlamak gerekliydi. Bunun için eğitim ve kültür politikalarının halka ulaştırılması ve doğrudan işlerine yarar hâle konulması gerekiyordu. 

Okey Bu anlayışla eğitimin günlük hayatta başarılı olmayı sağlayacak şekilde ve kullanışlı olması esas alınmıştı. Kurtuluş Savaşı’nda cephede ön safta yer alan subayların eğitim ordusunda da görev yapmasıyla öğretmen ihtiyacının giderilmesi hedefleniyordu.

Okey Vatandaş Cumhuriyet devri eğitiminden maddi hayatında yararlanırsa sistemi daha iyi değerlendirecek, ona sahip çıkacaktır. Modern dünyada hakikaten millete kurtuluş temin edecek tek şey iktisadi ve kültürel gelişmeyi sağlamaktır. 

Okey İdari, siyasi ve sosyal yapı için getirilen bu değişiklikler ekonomik hayatı da içine alacak şekilde genişletilmişti. Ekonomik bağımsızlık olmadan savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin eksik kalacağının bilinci ile bu sahada da bir Millî Mücadele başlatılmıştır. 

Okey Bu mücadele de Misakı İktisadi çerçevesinde örgütlenmek ve yürütülmek istenmiştir. Türk milletini yeniden üretici, millî değerlerin, yeraltı ve yerüstü zenginliklerin koruyucusu ve doğrudan kullananı olması başarıyı getirecek yol olarak görülmüştür. 

Okey Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde istismar edilen toplumun dinini kendi dilinden okuması, anlaması ve öğrenmesi hedeflenmiştir. Hutbelerin Türkçe okunması, Kuran tercümesi ve meal çalışmaları yeni atılımları için toplumuna moral desteği olacaktır. 

Yapılan hukuki, idari, siyasi ve kültürel düzenlemelerin doğurduğu tepkilerin sebep ve sonuçlarını değerlendirebilecek 
Okey Gerçekleştirilen idari, siyasi ve kültürel düzenlemelerin toplumun yaşamını belli bir ölçüde etkilediğini söyleyebiliriz. 

Okey Asırların getirdiği alışkanlıkla geleneklerin bile dinî ağırlık kazandığı bir toplumda hâkimiyet anlayışı, dinî yaşamın halifelik, tekke, zaviye gibi toplumu farklı seviyelerde de olsa etkileyen çeşitli müesseselerin kaldırılmış olması, dinî bazı unvanların, giysilerin kullanımının yasaklanması gibi düzenlemelere toplumun hemen alışması ve benimsemesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildi. 

Okey Bu çerçevede siyasi alanda cumhuriyetin ilan şekli ve sonrasında hilafetin kaldırılması ile başlayan düzenlemelere öncelikle meclis içinde bir kısım milletvekili tepki göstermiş, ayrı bir muhalefet partisi kurarak hükûmeti eleştirmeye başlamışlardı. 

Okey Doğu Anadolu’da çıkan şeyh Said ayaklanması da dinî düzenlemelerin eleştirilerek halkın hassasiyetinin suistimal edilmeye çalışıldığı örneklerdir. Devletin dinin anlaşılması için yaptığı düzenlemelerin ne kadar gerekli olduğu da bu örneklerden anlaşılmaktadır. 

Okey Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimi de sosyal ve kültürel hayata dönük düzenlemelere gösterilen tepkiyi belli ölçüde ortaya koyan görüntülere sahne olmuştur. 

Okey Bütün bu tepkiler devletin halka doğrudan ulaşarak Cumhuriyeti ve kazanımlarını anlatması ve devletmillet bütünleşmesini sağlaması gerektiğini ortaya koymuştur. halkevleri, halk odaları gibi girişimlerin temelinde bu ihtiyaç yer almıştır. 

Atatürk’ün halka cumhuriyeti anlatmak üzere yaptığı gezilerin amaçlarını irdeleyebilecek 
Okey Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve gelişme yıllarındaki iletişim araç ve imkânlarını bugün ile karşılaştırmak bizi yanıltır. 

Okey Anadolu Ajansı ve tirajı birkaç binler ile ifade edilebilen sınırlı sayıda gazete dışında ülke genelindeki ve dünyadaki gelişmeleri topluma duyuracak kanallar mevcut değildi. 

Okey Osmanlı devrinden kalma bürokrasi anlayışı içinde yerel yöneticilerin de gelişmeleri günü gününe ve hak ettikleri önemde halka iletmeleri beklenemezdi. 

Okey Bu durumda Atatürk’ün milletin büyük fedakarlıklarıyla kazanılan savaş ve sonrasındaki gelişmeleri, yapılmak istenilen düzenlemelerin amaçlarını, işlevlerini doğrudan muhatabı olan halka aktarmak için bir yol bulması gerekiyordu. Yurt gezileri bu yolu oluşturmuştur. 

Okey Yapılacak inkılaplardan önce halka gidip anlatmak, göstermek ve fikrini almak genel bir uygulama hâline gelmiştir. Bunun yanı sıra hükûmetin uygulamalarının etkilerini yerinde görüp, değerlendirmek de mümkün oluyordu. 

Okey Aksayan işler, halkın şikayetleri doğrultusunda yapılması gerekenlerin de yürütme organına ulaştırılması ve problemlere çözüm bulunmaya çalışılması bu gezilerin amaç ve etkinlikleri arasında önemli yer tutmaktadır. 

Okey Bu gezilerin işlevi açısından şapka giyilmesine dair düzenleme öncesi Kastamonu’ya yapılan geziyi gösterebileceğimiz gibi, 1930 yılı Akdeniz Bölgesi gezisindeki izlenimlerin bir muhalefet partisi kurarak hükûmet işlerinin Meclis eliyle denetiminin sağlanması sürecini hızlandırmış olduğunu söyleyebiliriz. 

Türk İnkılabının özgünlüğüne yönelik soruları cevaplayabilecek 
Okey Türk milletinin Atatürk önderliğinde giriştiği bağımsızlık mücadelesi ilk önemli meyvesi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından itibaren kendi insanı kadar istilacı emperyalist devletlerin ve bölgedeki milletlerin dikkatini çekmiştir. 

Okey Mecliste hayata geçirilen Meclis hükûmeti sistemi bizzat milletvekilleri tarafından etraftaki devletlerden birisine benzetilmek istenmiştir. 

Okey Yaklaşık üç asırdır devam eden batı karşısındaki yenilgi ve geri çekilmelerin yarattığı moral çöküntü ve kendine güvensizliğin etkisiyle Türk aydını milletinin ve kendisinin kabiliyetlerinden endişe duyar bir hâle gelmiştir. 

Okey Mücadelenin başlarındaki Amerikan, İngiliz veya Fransız himayesi istemek teşebbüsleri bu ruh hâlinden kaynaklanmıştır. 

Okey Milletin kendi ayakları üzerinde duramayacağı, mutlaka bir büyük devletin yardım ve himayesinin istenmesi devlet adamlarının bir kısmına da yayılmış bir eziklik duygusunun sonucu idi. 

Okey Halbuki Atatürk, Türk milletinin kendisine güvenen inanan liderler önderliğinde dünya ilmine, medeniyetine büyük katkılar sağlamış ve sağlayacak bir millet olduğuna inanmıştır. 

Okey Çanakkale Savaşları sırasında da bunu gözleriyle görmüştür. Bu inançla ülke, tarih, millet ve coğrafya şartlarına uygun bir sistemin Türk milletine başarıyı getireceğini bağımsızlık mücadelesine çıktığı ilk günden beri etrafına yaymaktadır.

Okey Kendi imkân, şart ve anlayışımızla gelişeceğimizi, kimseye benzemek durumunda olmadığımızı, benzemeye veya benzetmeye ihtiyacımız olmadığını bütün meclise ve başarısıyla da dünyaya göstermiştir. 

Okey Türk inkılabı hayatın ve ülkenin ihtiyaçları çerçevesinde şekillenen tamamen bize özgü, orijinal bir değişim ve dönüşüm hareketidir. 

Atatürk dönemindeki ekonomi politikalarının sebep ve sonuçlarını analiz edebilecek 
Okey Osmanlı Devleti bilhassa 1838 Baltalimanı Ticaret Anlaşması’ndan sonra batının sanayileşmiş devletlerinin pazarı hâline gelmiş, sınırlı miktardaki yerli üretim durma seviyesine inmişti. 

Okey 1853-56 Kırım Savaşı sırasında başlayan dış borçlanmanın getirdiği 1875 iflası ve 1881 Duyunı Umumiye denetimi ekonomik açıdan devleti bağımlı hâle getirmişti. 

Okey Türkiye Cumhuriyeti 19121922 yılları arasında dört büyük savaşı birbiri ardınca birçok cephede yaşamış, insan ve maddi varlığını devletini devam ettirme ve bağımsız yaşama uğrunda sarf etmiş bir millet tarafından kurulmuştu. 

Okey Bu sürecin son aşamasında Yunan kuvvetlerinin Anadolu’daki işgali şehirlerin, kasabaların hatta tarlaların yakılıp tahrip edildiği bir yıkıma maruz kalmıştı. Böyle bir zeminde kurulan devletin ilk hedefi eldeki imkânlarını en gerçekçi şekilde değerlendirmek oldu. Nüfusunun 3/4’ü köylerde yaşayan ve tarımla uğraşan ülke öncelikle köylünün durumunu iyileştirmekle işe başladı. 

Okey Sanayileşme ve burjuvazinin oluşumu evrelerini yaşamamış olduğu için de ekonomik yapının devamını sağlayacak teşebbüs sahiplerini desteklemek, onların yetmediği yerde devlet olarak kendisi devreye girmek şeklinde özetleyebileceğimiz karma bir ekonomik sistemi hayata geçirdi. 

Okey Ülkenin acil ihtiyaçları olan maddeleri üretecek fabrikaları kuracakları pek çok yükümlülükten affederek teşvik uygulamalarına girişti. Bu oluşumların yaşaması için de yerli üretimin kullanılmasını teşvik etti. 

Okey 1929 yılına kadar kontrol edemediği gümrük rejiminin etkisiyle bu tarihe kadar açık veren dış ticaretin 1930’dan itibaren daima fazla verecek hâle getirerek yatırımlar için ihtiyaç duyduğu dış kredilerin devletin diğer politikaları üzerinde bir tehdit unsuru olmasına izin vermedi.

Okey Bu anlayış çerçevesinde açılan şeker, dokuma, maden sanayine dönük fabrikalar ile Gayrisafi Millî Hasılasını devamlı olarak artırdı. Bu sayede Türk lirasının değerini yabancı paralar karşısında korumayı başardı. 

Okey 1930 sonrası dönemde ise devletin ekonomik alandaki yönlendirici ve destekleyici pozisyonunu daha öne çıkaran planlı devletçi ekonomi modeli ile büyük yatırımları kendisi yaparak öncü oldu. Devletin ihtiyaç duyduğu demirçelik, dokuma, maden endüstrisinde temel ihtiyaç maddelerinin üretilmesini sağladı
Ara
Cevapla
#3
Atatürk ilkelerinin nasıl bir gelişim süreci geçirdiğini, nasıl tartışıldığını ve hangi ihtiyaçları karşılamak için formüle edildiğini izah edebilecek 
Okey Atatürk ilkeleri asırlardır Türk milletinin iradesini ele almak ve kendi kendisinin efendisi olmak yolunda geçirdiği aşamaların yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinde hayata geçirilmiş ve sistemleştirilmiş şeklidir. 

Okey Yakın tarihimize bakacak olursak; 1700’lü yıllardan itibaren askerî ağırlıklı başlayan ve diğer sahalara yayılan reform hareketleri değişik aşamalar kaydetmiştir. Bunlarda cumhuriyetin ilanı ve sonrasındaki esaslar dile getirilmemiştir. 

Okey Eksikliği dile getirilip tartışılan hususlar da hayata geçirilememiştir. Bu süreç 1808’deki Senedi ittifak, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 Meşrutiyet idaresi ile halkın yönetime katılımını adım adım geliştiren bir tarz ortaya koymuştur. 

Okey Ancak Kanuni Esasi ve Meşrutiyet monarşiyi sınırlandıran, halkın yönetime katılımını artıran, demokrasi alanında önemli olan bu gelişmelerin hiçbirisi millet egemenliğini ve dolayısıyla Cumhuriyeti amaçlamamıştır. 

Okey Cumhuriyeti diğer ilkelerin de ortaya çıkmasına imkân veren tarzı dolayısıyla örnek olarak görebiliriz. Cumhuriyet tartışmaları 1860’lı yıllarda görülse de cumhuriyeti amaçlayan ciddi yaklaşımlar Millî Mücadele yıllarında ortaya çıkmıştır. 

Okey Nitekim Amasya Tamimi’nde “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağı” ifade edilmiş; Erzurum Kongresi’nde “millî iradeyi hâkim kılmak esastır” kararı alınmış; millî iradenin gerekliliği üzerinde “milletlerin kendi geleceklerini bizzat tayin ettiği bu tarihî devirde, merkezî hükûmetimizin de millî iradeye tâbi olması zaruridir...” vurgusu yapılarak millet egemenliği esas kabul edilmiştir. 

Okey Nitekim Sivas Kongresi’nde de benzeri kararlar alınmıştır. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması millî egemenlik ve cumhuriyet yönünde önemli bir adımdır. 

Okey Aslında TBMM düzeni adı konulmamış bir cumhuriyetti. Cumhuriyetin ilanına ilişkin TBMM görüşmelerinde Milletvekili Abdurrahman şeref Bey, bunu şöyle ifade etmiştir: “Hükûmet şeklinin tadadına lüzum yok. 

Okey Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin”. Cumhuriyet, devlet şekli olarak egemenliğin millete ait olmasını, hükûmet şekli olarak seçim ilkesini esas almıştır. 

Okey Diğer bir ifadeyle cumhuriyet yönetenlerin, yönetme yetkilerini yönetilenlerden belli süreler için aldığı bir rejimdir. Bu nedenle cumhuriyetle egemenlik düşüncesi arasında yakın bir ilişki vardır. 

Okey Atatürk’e göre egemenlik mutlaka millete ait olmalıdır: Egemenlik millete ait olduğunda cumhuriyetin laiklik, milliyetçilik, halkçılık, inkılapçılık ve devletçilik gibi diğer ilkeler ile birlikte yaşaması, milleti hakim olarak yaşatması da söz konusu olabilmiştir. 

Atatürk’ün harf inkılabını nasıl gerçekleştirdiğini ve halkın eğitim seviyesini yükseltmek için açtığı millet mekteplerinin katkısını değerlendirebilecek 
Okey Türk dünyası 19. asrın ortalarından itibaren maruz kaldığı esaret ve sömürü durumundan kurtulmak için eğitimin ışığını bütün vatandaşlarına ulaştırmanın gerekliliğini anlamıştı. Bunun için de uyguladığı kullandığı öğretim sistemini ve kullandığı alfabeyi modernize etmeye çalıştı. 

Okey Yazım şekilleri üzerinde denemeler yapıldı. Ancak Osmanlı Devleti gibi ekonomik açıdan olmasa da siyasi açıdan islam aleminin önderi konumunda görünen bir merkezde bile okur yazar oranını %10 seviyesine çıkarmak mümkün olmadı. 

Okey Birinci Dünya Savaşı sırasında girişilen denemeler de savaş şartlarında yarım kaldı. Atatürk, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için en önemli vasıta olarak gördüğü eğitimi yaygınlaştırmak için en önemli adımı Latin harfleri esaslı Türk alfabesini 1928 yılında hayata geçirerek atmıştır. 

Okey Yeni alfabenin uygulamaya konması için kademeli bir yaklaşım önerilerek üç, beş hatta on beş yıllık bir geçiş dönemi teklif edilmekteydi. Ancak Mustafa Kemal Atatürk, halkın alışkanlıklarını kendiliğinden bırakmayacağını bildiği için değişimin hızlı ve etkili olması gerektiğini biliyordu. 

Okey Kanunun çıkarılmasından itibaren bir yıl içinde her kesimde yeni harflerin kullanımını sağlayacak şekilde hareket edildi. Bu tercihin ne kadar isabetli olduğu da ilk on yıllık süre içinde anlaşıldı. 

Okey Zira 1940  sayımlarında okur yazarlık orana kadın erkek ortalamasında %20’ler seviyesine ulaşmıştır. Bu hızlı gelişmede Atatürk’ün toplumu kadın/erkek, genç/yaşlı ayırımı yapmadan bir bütün olarak ele alan yaklaşımı belirleyici olmuştur. Yeni harfleri halka öğretebilmek için büyük bir okuma yazma seferberliği başlatılmıştır. 

Okey Normal eğitim yaşını geçmiş vatandaşların da yeni alfabeyi, dolayısıyla okuma yazmayı öğrenmek üzere Millet Mektepleri adı verilen okullar açılması kararlaştırıldı. 11 Kasım 1928’de Bakanlar Kurulunca onaylanan “Millet Mektepleri Teşkilatı Talimatnamesi” 24 Kasım 1928’de Resmî Gazete’de yayımlandı. 

Okey 1 Ocak 1929’da da Millet Mektepleri açılmaya başladı. ilk yılda 1.075.500 kişi bu okullara katılmış ve 597.010’u belge almıştır. Bu sayı giderek artmıştır. Kapandığı 1936 yılına dek bu okullardan 1.200.000 kişi mezun edilmiştir.

Okey Alfabe değişimi sürecinin başlarında kitap, gazete ve dergi basımında bir duraksama yaşanmış ise de bu duraksama devletin de desteğiyle kısa sürede aşılmış ve bir canlanma görülmüştür. 1928 ile 1938 yılları arasını kapsayan 10 yıllık sürede 16.063 kitap basılmıştır. 

Türk dilini geliştirmek ve yabancı etkilerden arındırabilmek için yapılan çalışmaları açıklayabilecek 
Okey Dil bir milletin kültürel ve siyasi varlığını devam ettiren en önemli unsurdur. Tarih boyunca çeşitli sebeplerle anayurtlarından dünyanın dört bir yanına dağılan Türklerin millî benliklerini korumak için dillerini korumaları gerekliydi. 

Okey Bu sebeple daha 13. asırda Karamanoğlu Mehmet Bey “divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden” başka bir dilin kullanılmamasını istemişti. 1876 Anayasasında devletin resmî dilinin Türkçe olduğu vurgulanmasına rağmen Türkçe gelişmemişti. 

Okey Bürokraside de kullanılan dil Arapça ve Farsça karışımı yapay bir dildi. Türkçe halkın günlük yaşamında varlığını sürdürüyordu. Dolayısıyla yönetenle yönetilenler birbirini kolaylıkla anlayamıyordu. 

Okey Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti’ni halka dayanarak kurduğuna göre halkın kullandığı Türkçeye gereken desteği vermesi zamanın ruhuna uygundu. Zira Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik ve halkçılık temeli üzerine inşa edilmişti. 

Okey Türkiye’de eğitimi geliştirmek, okur yazar oranını arttırmak için yapılan çalışmalarda karşılaşılan zorluklardan birisi de dildeki Arapça, Farsça sözcük ve yazım kurallarıydı. Asırlardır aynı coğrafyada, aynı dinin mensupları olarak yaşamanın getirdiği bir etkileşim ile Arapça ve Farsçanın kelime ve dil bilgisi kuralları da Türkçe’yi etkisi altına almıştı. 

Okey Medreselerde Arapça okutuluyordu. Arapçanın yanında Farsça da Türkçeyi baskı altına almıştı. Osmanlı dönemi Türkçesi Arapça, Farsça ve Türkçenin bir karışımı hâlindeydi. Türkçe bilim ve sanat dili olmaktan uzaklaşmış ve kısırlaşmıştı. 

Okey Osmanlı imparatorluğu’nun son döneminde dilin sadeleştirilmesi için bazı çalışmalar yapılmış olsa da önemli bir gelişme kaydedilememişti. Bu konuda 1911’de Selanik’te çıkarılmaya başlayan Genç Kalemler dergisi Türkçesi bulunan sözcükleri kullanarak bu konuda yeni bir hareket başlatmıştı. 

Okey Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp ilk hükûmeti oluşturduğu zaman dilin kamusunun (sözlüğünün) yapılacağı belirtilmişti. Ancak içinde bulunulan savaş durumu nedeniyle amaca ulaşılamamıştı. “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin inkişafında (gelişmesinde) başlıca müessirdir (etkendir). 

Okey Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin.” “Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır” diyen Mustafa Kemal Paşa 1930’lu yıllarda bu konuya büyük bir önem vermiştir. Atatürk’e göre “Türk demek dil demektir. 

Okey Milliyetin en belirgin özelliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına (kültürüne), toplumuna mensubiyetini iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.

Okey ”Atatürk, işte bu düşüncelerle 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumunu oluşturmuştur. Bu cemiyetin çalışmalarıyla Türkçeyi baskı altına alan Arapça ve Farsça sözcükler dilden temizlenmeye başlanmıştır. 

Okey Onların yerine Türkçe yeni sözcükler konmuştur. Böylece Türk aydını ile halk arasındaki uçurum kapatılmaya, yönetenler ile yönetilenlerin birbirlerini daha iyi anlamaları sağlanmaya çalışılmıştır.

Okey Halk arasında konuşulan sözcükler derlenerek Türkçenin zenginliği ortaya çıkarılmış, Türkçenin bilim ve sanat dili olması için çabalar yoğunlaştırılmıştır. Bu amaçla kongreler düzenlenmiştir. 

Okey Türk dilinin diğer dillere kaynaklık ettiğini savunan ve Güneş Dil teorisi adı verilen bir teori ortaya atılmış ise de daha sonra bundan vazgeçilmiştir. 

Okey Dil Kurumu vasıtasıyla girişilen dilde sadeleştirme çalışmaları başlangıcında dilin tabii gelişme sürecine müdahale edilmiş olduğu için kısa süre içinde bir anlama problemi ile karşılaşılmıştır. 

Okey Atatürk’ün Meclis konuşmalarında ve yazışmalarında kullanarak destek verdiği yeni kelimelerle konuşma ve yazmadan 1936 yılında vazgeçerek dili tabii gelişme seyrine bıraktığını biliyoruz. 

Okey Türk Dil Kurumu hâlen yabancı kökenli kelimelere karşı öz Türkçe karşılıklar üretmekte ve yayın organları vasıtasıyla bunu toplumun kullanımına sunmaktadır. Toplumun benimsediği kelimelerin kullanımı yaygınlaşmakta ve kalıcı olmakta, benimsemedikleri ise kullanımdan düşmektedir. 

Okey Son zamanlarda bilhassa turizm ve ticaret sektörlerinde ticari kaygılarla artan yabancı kelimeler ve isimlerin kullanımına karşı da Türk Dil Kurumu Türkçenin kullanımını özendirecek çalışmalar yapmaktadır. 

Okey Atatürk iş Bankasında bulunan parasından elde edilecek payın bir kısmını Türk Dil Kurumu’na verilmesini vasiyet ederek bu konuda ne kadar ileri görüşlü olduğunu göstermiştir. 

Türk tarihinin en eski devirlerine kadar modern anlayışla araştırılıp yazılmasına verdiği önemi değerlendirebileceksiniz 
Okey Tarih, insanlığın yarattığı değerleri ortaya çıkararak çağdaş uygarlığa ulaşma ve barış içinde yaşamanın yollarını gösteren bir araçtır. 

Okey Atatürk “Büyük devlet kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak tetkik etmek Türklüğe ve cihana bildirmek bir borçtur.” sözleriyle Türkiye Cumhuriyeti nesillerine millî bilinç için doğru kaynağı göstermiştir. 

Okey 17. asırdan beri batı karşısında sürekli gerileyen ve yirminci asrın başında Türk dünyasının diğer yerlerindeki kardeşleri gibi sömürge olmak tehlikesiyle yüz yüze gelen toplumda yaygınlaşan ümitsizlik, yılgınlık, karamsarlık duygusunun ortadan kaldırılması bir mecburiyetti. 

Okey Millî Mücadele günlerinde bile devlet adamı ve aydınların önemli bir kısmında Türk milletinin kendi gücü ile kurtulamayacağı, kurtulsa bile bağımsız yaşayamayacağı endişesi yaygındı. Amerikan, ingiliz manda ve himayesi arayışları bu sebeple ortaya çıkmıştı. 

Okey Milletin kendisine güvenmesi, geleceğe güvenle bakabilmesi için kendi tarihindeki büyük başarıların hatırlanması ve yeni nesillere aktarılması gerekliydi. 

Okey Atatürk’ün “Maziye hâkim olamayan bir millet istikbale de hâkim olamaz”, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” sözleri bu gerçeğin ifadeleri olarak, bağımsızlık savaşının kültürel alanda sürdürülmesinin de şifrelerini veriyordu. 

Okey Atatürk, Türk tarihini ilk devirlerinden itibaren araştırarak, dünya ve uygarlık tarihindeki yerini tespit etmek, bunun yanında üzerinde yaşanan yurt olarak Anadolu’nun en eski ve yerli halklarının katkılarını ortaya koymak üzere Türk Tarih Kurumunu kurmuştur. 

Okey Bu çalışmalara hakim olan düşünceler 1937’de toplanan Uluslararası Tarih Kongresinde tartışılmıştır. 

Okey Bu görüşlerin benimsenmesinde Batılıların Türkleri küçümseyici, aşağılayıcı, ülkenin işgal edilmesinin yarattığı tepkisel tavır etkili olmuştur. 

Okey O yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda elde edilen veriler de bu görüşlerin benimsenmesini desteklemiştir. 

Okey O dönemin esprisine ve bilimsel verilerine uygun olarak oluşturulan Tarih Tezi zaman içinde gerekli düzeltmeler yapılarak Türkiye’de çağdaş tarihçiliğin itici gücü olmuştur. 

Okey Yapılan çalışmalar ile Türk tarihinin sadece Osmanlılarla sınırlı olmadığı, Türklerin uygarlık yıkıcıları değil uygarlık taşıyıcıları olduğu, gittikleri yerlere kendi uygarlıklarını da götürdükleri, dünya uygarlığına katkıda bulundukları ortaya konmuştur.
Ara
Cevapla
#4
Atatürk döneminde uygulanan dış politikanın hangi esaslara göre şekillendiğini daha iyi açıklayabilecek 
Okey Atatürk döneminde uygulanan dış politika ülkenin son yıllarda yaşadığı devamlı savaşlar, isyanlar ve ekonomik çöküntüleri dikkate alan bir anlayışla yönetilmiştir. Bu anlayış, gerçekçi, barışçı, tam bağımsızlıkçı ve ülke güvenliği için bölgesel ittifaklar kurmak şeklinde uygulama alanına yansımıştır.

Okey Gerek Millî Mücadele’nin esasını oluşturan Misakı Millî belirlenirken gerekse savaşlardan sonra mütareke ve barış anlaşmaları için görüşmeler yapılırken bir an önce ülkeyi barışa ulaştırmak hedeflenmiştir. 

Okey Osmanlı Devleti’nin mirasçısı olarak önceki nüfus yapısı ve coğrafi alanı elde etmeye çalışmak gibi bir hayalciliğe gitmeyen Atatürk ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Mondros Mütarekesi imzalandığı andaki sınırları korumayı hedefleyerek uluslararası hukuk çerçevesinde faaliyet gösterdi. Bunu yaparken savaş meydanlarında halkın büyük fedakârlıklarıyla kazandığı başarıyı ekonomik, kültürel ve siyasi alana yayarak bağımsızlığını perçinlemeye çalıştı. 

Okey Türk milletinin ortaya koyduğu iddianın barış ortamında insanlığa ve dünya medeniyetine katkı sağlamak olduğu bir yandan bölgesel iş birlikleri kurmada öncü olmakla gösterildi. 

Okey Diğer taraftan dünya devletlerinin oluşturmuş olduğu uluslararası paktlara ve anlaşmalara katkı sağlayarak diğer devletler için de örnek oluşturuldu. 

Okey Hatay’ın Türkiye’ye katılışı ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türkiye’nin beklentisine uygun şekilde düzeltilmesi bu esaslar etrafında mümkün olabilmiştir. 

Türkiye’nin Lozan Antlaşması ile gerçekleştiremediği Misakı Millî hedeflerine adım adım ulaştığını değerlendirebilecek 
Okey Türkiye bütün çabalarına karşın belirlediği Misakı Millî hedeflerinin hepsini Lozan’da gerçekleştirememiştir. Musul, Hatay, ve Boğazlar bölgesinin kontrolü gibi hususlar bu konuda akla gelen ilk örneklerdir. 

Okey Osmanlı devletinin borçlarının ödenmesi, gümrük vergilerinin 1929 yılına kadar belirlenememesi gibi sıkıntılar zaman içinde aşılmıştır. Ancak Musul meselesinde ingiltere’nin savaşı devam ettireceği görüldüğü için Türkiye’nin o günün şartlarında bunu göze alması elde edilen kazanımların da tehlikeye düşmesi demek olduğu için ısrar edilememiştir. 

Okey Emperyalist devletlerin 21.asırda dahi bu bölgelerin tabii kaynakları için savaşa giriştikleri göz önüne alındığında Türkiye’nin o zamanki tereddüdü anlaşılabilecek bir durumdur. 

Okey Hatay’ın ana vatana katılmasında Akdeniz’de değişen dengeleri iyi takip etmek ve ingiltere’nin Fransa üzerine baskı yapmasını sağlamak önemli bir kazanımı savaş riski olmadan elde etmeyi mümkün kılmıştır. Tabiidir ki bu aşamalarda Türkiye pasif bir politika izlememiştir. 

Okey Yurtta sulh, Cihanda sulh’ ilkesi etrafında şekillenen politikanın en dikkat çekici özelliği Türkiye’nin çıkarları ve güvenliği söz konusu olduğunda savaşı göze alabildiğini ilgili taraflara göstermek olmuştur. 

Okey Atatürk’ün Hatay görüşmeleri sırasında hasta olmasına karşın Mersin’e kadar gidip askerî geçit törenleri düzenlemesi tüm dünyaya Türkiye’nin neler yapabileceği hakkında bir fikir vermek için olmuştur. 

Okey Türkiye’nin güvenliği açısından son derece önemli olan Boğazlar bölgesinin kontrol edilmesi de barışçı ortamlarda uluslararası uyumla elde edilebilen bir kazanım olmuştur. 

Okey Bütün bu süreç içerisinde basın yayın organları ve dış politikanın diğer unsurları ile ülke çıkarlarının her şeyin üstünde tutulduğu mesajı verildikten sonra gerekirse savaşmaktan da çekinilmeyeceği gösterilmiştir. 

Uluslararası politikada değişen şartların ülke ve millî çıkarlar yararına nasıl değerlendirildiğini örnekleriyle izah edebilecek
Okey Türkiye’nin güvenliğinden duyduğu endişe onun dış politikasını büyük oranda belirlemiştir. 192330 yılları arası Batı ile olan problemlerinden dolayı Türkiye, Batılı ülkelere mesafeli durmuş, Sovyetlere ise yaklaşmıştır. 

Okey Lozan dahil olmak üzere bu süreçte Sovyetler Birliği’nin diplomatik desteği sağlanmıştır. 1930 sonrasında ise, italya’nın yayılmacı politikaları ve Akdeniz bölgesinde hâkimiyet kurma çabalarının yarattığı uluslararası endişeyi doğru değerlendirerek ingiltere ve Fransa ile yakınlaşmıştır. 

Okey Türkiye’nin istikrarı ve bölgedeki tarihî ve kültürel etkinliği dolayısıyla ingiltere ve Fransa gerek Hatay gerekse Boğazların kontrolü meselesinde Türkiye’nin isteklerini daha ılımlı karşılamışlardır. 

Okey Sovyetler ile ilişkiler örneğinde; Ankara’da Millî Hükûmetin kurulmasından önce, Sovyetler Birliği Türkiye ile de ilgilenmiş, gerçekleştirmek istedikleri Dünya Proleter ihtilalinda Türkiye’nin yer alabileceğini düşünmüştür Orta Doğu ve Asya’da ise işçi sınıfı gelişmediğinden, ihtilalin öncülüğünü Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı veren Milliyetçi Burjuvazi üstlenecek, çekirdek hâlindeki Komünist Partileri de, bu millî kurtuluş mücadelesini bir işçi sınıfı ihtilali haline çevirecekti. 

Okey Sovyet Rusya, 1919 Martından itibaren Türkiye’ye bu açıdan bakmış ve bu konudaki ümitlerini Türk Millî Mücadelesi boyunca devam ettirmiştir. 

Okey Hatta Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin yayın organı izvestiya gazetesinde, Türk Millî Mücadelesi’nin Asya’daki ilk Sovyet ihtilalı olduğunu ilan etmişlerdi. 

Okey Türkiye ise Sovyetlerden yardım alabilmek gayesiyle, kontrol altında tutulmak şartıyla komünist propagandalara bir süre göz yumulmuş ve resmî Türkiye Komünist Fırkası (Partisi) kurulmuştur. Durum tehlikeli bir hâl alınca da, resmi Türkiye Komünist Fırkası kapatılmış ve takibata geçilmiştir. 

Okey Millî Mücadele sırasında TürkSovyet münasebetlerinin ilgi çekici bir yönü de Sovyetlerin Mustafa Kemal’in Batılılarla uyuşma ve uzlaşması ihtimalinden duydukları endişedir. Çünkü Türkiye Batılılarla uzlaştığı takdirde Sovyetlere daha fazla dayanma mecburiyetinden kurtulacaktı. 

Okey Bu bağlamda, Türk Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’in Paris ve Londra’ya yaptığı ziyaretler, buralarda verdiği demeçler ve nihayet italya, ingiltere ve Fransa ile yaptığı anlaşmalar Sovyetlerde tepkiyle karşılanmış, hatta Ankara’yı bu yüzden protesto etmişlerdir. Fransızlarla 1921’de Ankara itilafnamesi imzalandığında da aynı durum ortaya çıkmıştır. 

Okey Türkiye’de Komünist faaliyetlere karşı sert tepkinin başlaması üzerine, Stalin ve Orjonikidze yardımın kesilmesini istemişlerse de Lenin ve Trotskiy yardımın sürdürülmesini kararlaştırmışlardır. 

Okey Millî Mücadele sonrası Lozan Barış Konferansı döneminde Boğazlar meselesi dolayısıyla Sovyetler konferansa özellikle ilgi göstermiş, Boğazlar Meselesi tartışılırken Konferansa davet edilmiştir. 

Okey Türkiye, Batılılar karşısında yalnız kalmamak için, Sovyetlerin Konferansa katılmasını özellikle istemiştir. 

Okey Sovyet heyetinin yayımladığı muhtırada “büyük devletlerin tüm alanlarda, bu arada ekonomi ve maliye konularında olmak üzere, siyasi bağımsızlık ve egemenlik hakkının Türkiye’ye tanınması talebi dile getirilmiştir. 

Okey Batılı devletler ile yakınlaşmaya başladığı süreçte dahi Türkiye Rusya ile ekonomik ilişkilerini başarıyla devam ettirerek ağır sanayi tesislerinin kurulmasında bu ülkeden aldığı kredileri de kullanmıştır. 

Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele döneminde rakiplerimiz olan devletlerin kendi millî çıkarlarını sağlamak için Cumhuriyet döneminde de nasıl faaliyet gösterdiklerini izah edebilecek 
Okey Sovyetler Birliği’nin kuruluşundan itibaren ‘sürekli devrim’ mantığı içinde hareket ederek etrafındaki ülkelere ‘rejim ihraç etme’ arayışında olduğunu biliyoruz. 

Okey Türkiye’nin batı ülkeleri ile yakınlaşmasına tepki gösterirken ilişkilerin tamamen kopmamasına, Türkiye’nin tümüyle Batı’ya yönelmemesine dikkat etmişlerdir. 

Okey Bu süreç içinde Türkiye’nin başbakanlık düzeyinde yaptığı gezilerde kendi gelişmişliklerini ve sistemlerinin üstünlüğünü göstermeyi önemsemişlerdir. 

Okey Siyasi ilişkilerin eski samimiyetini kaybetmeye başladığı süreçte ise kültür ve sanat çalışmalarına ağırlık vererek Türkiye’deki düşünce ortamını etkilemeye çalışmışlardır. 

Okey Aynı şekilde Fransa da Hatay dolayısıyla Suriye Türkiye ilişkilerinde belirleyici olmaya çalışırken eğitim kurumlarındaki kontrolü elden bırakmamak için büyük çaba sarf etmiştir. 

Okey İstiklal Harbi sürecinde yaşanan her türlü olumsuzluğa karşın barış döneminde Balkanların istikrarını her şeyin önüne koyan Türkiye’ye karşı Yunanistan da Patrikhane meselesinde gerekse etabli meselesinde ilişkileri savaş aşamasına kadar germekten geri durmamışlardır. 

Okey Bu diğer batılı devletler açısından da böyledir. Mesela patrikhane konusunda Türkiye “Patrikhane, önce Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması, sonra da sınırlarının genişlemesi için her türlü faaliyette bulunmuştur. 

Okey Bugün gelinen noktanın asıl sorumlusudur” dedikten sonra, Patrikhane’nin siyasi bir kurum olduğuna dikkat çekerek, Patrikhane’nin sınır dışına çıkarılmasında ısrar etmiştir. Ancak Türkiye’nin Patrikliğin ülkeden çıkarılması yönündeki tekliflerine Yunanistan ile birlikte diğer Avrupalı devletler de itiraz etmişlerdir. 

Okey Bütün bunlar devletlerarası münasebetlerde kalıcı dostluklar ve düşmanlıklar olmadığını, esas olanın ülke menfaatleri ve ortamın müsaitliğini kullanmak şeklinde anlaşıldığını bize göstermektedir.
Ara
Cevapla


[-]
Tags
ilkeleri inkılap vize ders atatürk notları 2 ve tarihi


Hızlı Menü: